İstanbul’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir Hidiv Kasrı. Özellikle sunduğu Boğaz manzarasıyla pek çok kişinin gözdesi. Huzurlu bir hafta sonu gezisi için değerlendirebileceğiniz seçenekler arasında.

HİDİV KASRI NEREDE?

Hidiv Kasrı, İstanbul‘un Anadolu Yakası ilçelerinden Beykoz‘un Çubuklu sırtlarında yer alan bir eserdir. Eserin açık adresi şöyledir: Çubuklu Mahallesi Hidiv Yolu No:32, 34805 Beykoz/İstanbul.

HİDİV KASRI TARİHİ

Hıdivlik, Osmanlı İmparatorluğu’nda Mısır valilerine verilen isimdir. Osmanlı’nın Mısır valilerinden olan genç yaşındaki Hıdiv Abbas Hilmi Paşa’nın 19. yüzyılın sonlarında, Mısır’daki İngiliz nüfuzuna tavır geliştirebilmek için uzun süreler İstanbul’da kalması gerekiyormuş. İşte bu yüzden 1903’te kasrı yaptıracağı yerde bulunan iki tane ahşap yalıyı ve sonrasında da çevresindeki alanı satın almış. Daha sonra yalıları yıktıran Abbas Hilmi Paşa toplamda 1000 m²’yi bulan araziye, İtalyan Mimar Delfo Seminati’ye, dönemin mimari modası olan “art nouveau” tarzında görkemli bir kasır ve üzerine İstanbul Boğazı’nı gören bir kule inşa ettirmiş.

Daha sonraki yıllarda İngilizler Mısır’ı işgal etmiş ve krallık sistemini getirmişler. Abbas Hilmi Paşa’nın Hidivlik unvanını da geçersiz kılmışlar. Abbas Hilmi Paşa bunun üzerine İsviçre’ye sürgüne gönderilmiş ve yaşamını burada sürdürmüş. Paşanın Ailesi ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi 1937 yılında kasrın satışını gerçekleştirene kadar Hidiv Kasrı’nda  ikamet etmişlerdir.

1984 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu adına Çelik Gülersoy tarafından restore edilerek bir süre otel olarak hizmet veren kasır günümüzde Beltur tarafından işletilmektedir.

HİDİV KASRI KAHVALTI

Hidiv Kasrı kahvaltı için İstanbul’un en güzel yerlerindendir. Estetik süslemeleri ve çok çeşitli bitki türlerine sahip olan korusunda ailenizle ormanda temiz bir havada yürüyüş yapabilir ya da çeşitli spor aktivitelerinde bulunabilirsiniz. Şehir karmaşasından uzaklaşıp, benzersiz boğaz manzarasına karşı huzurla dinlenilebilir, tarih dokusu içinde gezebilirsiniz. Hidiv Kasrı ve korusunda yaklaşık 1,5 kilometreye yürüyüş yolu vardır. Çubuklu Korusu olarak isimlendirilen Hidiv Korusu, sessiz ve sakin bir yürüyüş veya koşu için en İstanbul’un en uygun mekanlardandır. Korunun girişinde çocuk oyun parkı da bulunmaktadır. Hidiv Kasrı, İstanbul’da ziyaret edilebilen, kahvaltı yapılabilen ve akşam yemekleri yenebilen tarihi bir mekandır. Mekan haftanın her günü 09.00’dan 23.00’e kadar ziyaret etmek mümkündür. Ayrıca mekande serpme kahvaltı seçeneği de sunulmaktadır ve fiyatlar gayet uygundur. Kahvaltı ile ilgili rezervasyon yapabilir ve bilgi alabilirsiniz. mekan İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Beltur tarafından işletilmektedir. Hidiv Kasrı iletişim için 0216 413 96 64 numarasını arayabilirsiniz.

HİDİV KASRI DÜĞÜN

Hidiv Kasrı düğün organizasyonları için tercih edilen yerlerden biri. Hıdiv Kasrı’nda isterseniz 25 kişilik odalar, isterseniz 400 kişilik salonlar kiralayabiliyorsunuz. Organizasyonlar için kasrın istediğiniz bölümünü seçmeniz de mümkün. Yemekli toplantılar için yaklaşık 800, açık hava konseptli toplantılar için yaklaşık 1.500 kişi kapasitesi bulunuyor. Hidiv Kasrı düğün fotoğrafları için de ideal mekanlardan biri. Ancak 2016 yılı itibariyle mekanda sadece yürüme yollarında ücretsiz çekim yapılabileceğini belirtelim. Hidiv Kasrı fotoğraf çekimi için yine Beltur’dan rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Çekim için izin ücreti ise yaklaşık 1.500 Türk Lirası.

HİDİV KASRI

GÖKSU KASRI

İstanbul’daki kasırlardan bir diğeri de Göksu Kasrı. Diğer adıyla Küçüksu Kasrı olan bölgenin tarihi Bizans dönemine kadar dayanmaktadır. Osmanlı döneminde padişahların kullandığı bahçelerden biri olan Küçüksu ve civarına, Sultan IV. Murad buraya “Gümüş Selvi” adını vermiştir. IV. Murad’ın bu alanı çok sevdiği söylenir.

17. yüzyıldan sonra çeşitli kaynaklarda “Bağçe-i Göksu” adıyla geçer bu yöre. 18. yüzyıldan sonra ise bu alanda yoğun bir yapılaşma başlar. Sultan I. Mahmud devrinde Divitdâr Emin Mehmed Paşa, padişah için bu Hasbahçe’nin denize yakın kısmına iki katlı ahşap bir saray yaptırır.

Bu saray Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud dönemlerinde de tadilattan geçirilerek kullanılır. Sultan Abdülmecid devri, saray ve kasır mimarlığında Batı tarzının rağbet gördüğü zamanlardır. Sultan Abdülmecid,  Küçüksu Kasrı’nın bulunduğu alanda eski ve ahşap binayı yıktırarak, yerine günümüzdeki kasrı inşaa ettirir.

Bodrum katıyla birlikte üç katlı olan kasrın bodrum katı; kiler, mutfak ve hizmetkârlar için düşünülmüş, diğer katlarda ise ortadaki hole açılan dört oda şeklinde tasarlanmıştır. Bu tarzıyla geleneksel Türk Evi tarzını yansıtan eser, genel olarak istirahat ve av amacıyla kullanılan bir “biniş kasrı”dır.

Eserin Osmanlı Devletine ait diğer saray mimarilerinden farklı yönleri vardır. Yüksek duvarları yoktur, dört yönde kapısı vardır ve döküm sanatçılığıyla yapılmış estetik demir parmaklıklarla çevrilidir. Sultan Abdülaziz döneminde cephe süslemeleri restore edilerek bu yapı daha da güzelleştirilmiştir. Deniz cephesinde, şadırvanlı küçük havuzunda ve merdivenlerinde Batı tarzı süs motifleriyle bezelidir.

Oda ve salonlar değerli sanat eserleriyle doludur, Batıdan getirilen ahşap işlemeli mobilyalar bulunmaktadır. Alçıpan ve kalemişi süslemeli tavanlar, nerdeyse bir şömine müzesi gibi değişik tarzlardaki İtalyan mermerlerinden yapılmış çeşit çeşit şömineler, her salonda değişik süs ve usta işçilikli yer parkeleri, Avrupa stili halı ve tabloları bu sarayı zengin bir sanat müzesi kılmıştır.

Küçüksu Kasrı, Cumhuriyet döneminde bir süreliğine devlet konukevi olarak hizmete açılmıştır. Fakat daha sonra 1992 yılında geniş çaplı bir restorasyon projesiyle Küçüksu Kasrı’nın denize doğru kaymasının önüne geçilmiştir. 1996 yılında saray yeniden müze olarak ziyarete açılmıştır. İskele ve çeşme meydanı ise kendine özgü bahçenin tarihte olduğu biçimde halkın da dinlenebildiği bir bahçe şeklinde kullanılabilmesi için kafeteryalar açılmıştır. Ayrıca restore edilen alanın rıhtımı ulusal ya da uluslararası davetler için kullanılabilmektedir.